Esir Şehir Üçlemesi Son Kitap: Yol Ayrımı, Kemal Tahir

Yol Ayrımı, Kemal Tahir’in Esir Şehir Üçlemesi serisinin son kitabı. Kitap, karakterleri aracılığıyla 1930’lu yıllarda Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik, siyasi ve kültürel durumu anlatıyor.

İşgal dönemleri atlatılmıştır, şimdi de tüm dünyayı etkileyen büyük buhran zamanlarında  kıt kaynaklarla yaşam savaşı veriliyor ülkede. Bu koşullarda demokratik hayata geçiş ile ilgili çalışmalar da yürütülüyor.

Tek partili dönem yaşanmaktadır. Demokrasinin gereği olarak çok partili hayata geçebilmek için Gazi Paşa’nın girişimleriyle bir muhalefet partisi kurulma çalışmalarına başlanmıştır. Gazi Paşa, demokrasi yönetiminin halk tarafından içselleştirilmesini istemektedir çünkü.

Daha önceki başarısız girişimler nedeniyle tereddütle karşılanır bu karar. Bu nedenle Gazi Paşa partiyi kurma görevini yakın arkadaşı Fethi Bey’e verir.  1930 yılında Fethi Bey başkanlığında Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulur. Ancak, ülkenin içinde bulunduğu durum, dış etkiler, toplumun yapısı, siyasi durumu çok partili hayata daha hazır değildir.

Devletçi  bir ekonomik görüşe sahip olan İsmet Paşa Hükumetinin karşısında kurulacak olan muhalefet partisi, liberal görüşte olacaktır. Böylelikle farklı görüşler mecliste temsil edilmiş olacaktır.

Parti kurulduktan sonra iki parti arasında siyasal ve toplumsal çatışmalar başlar. Milli mücadeleye katılmış olanlar daha çok iktidar partisi yanlısıdır. İsmet Paşa’ya ve onun düşüncesine karşı olanlar ise Serbest Parti’yi savunmaktadır. Böylelikle toplumsal bölünmeler başlar. Görüş farklılıklarına henüz tahammül gücü gösteremeyen toplumdaki bu oluşum, çatışmalara neden olur.

Önceki iki kitaptan tanıdığımız kahramanlarımıza gelince…..

7 yıla mahkum olan Kamil Bey (Millici Abi) 2 yıl mahpus yattıktan sonra çıkar. Mahpustayken karısından boşanmış, şimdi 17 yaşında olan kızı Ayşe’yi 6 yaşından beri görmemiştir. Mahpus arkadaşı Arif Bey’in Amasya’daki çiftliğine yerleşir. Kızı onu öldü bilmektedir. Kamil Bey’in kızıyla karşılaşmasını Doktor arkadaşı Münir Bey organize eder.

Kurtuluş Savaşı sonrasında lise öğretmeni olan Ramiz Efendi’nin cesur yürekli karısı Fatma Hanım kanserden ölmüştür. Karısının ölümüyle, tüm yaşam enerjisi tükenir Ramiz Efendi’nin. Tek çocuğu Kadir okumuş avukat olmuştur. Fatma Hanımın Kadir ile birlikte büyüttüğü öksüz ve yetim Murat da gazeteci olmuştur.

Murat, iktidar partisi yanlısı bir gazetede çalışır. Kadir, Serbest Partisi yanlısı olan ve ofisi parti merkezi gibi çalışan bir avukatın yanında staj yapar. Murat ile Kadir’in toplumsal ve siyasal olaylara bakışı farklıdır

Kemal Tahir, son romanıyla kahramanlarımızın yarım kalan öykülerini tamamlıyor.

Esir Şehrin İnsanları, Esir Şehrin Mahpusu ve Yol Ayrımı kitaplarından oluşan Esir Şehir Üçlemesi, mutlaka okunması gereken kitaplardan bence.

Keyifli okumalar…….

 

 

 

 

Reklamlar

Başarılı Bir Hayattan Orman Hayatına: Doppler, Erlend Loe

DopplerYazarın okuduğum ilk kitabı Doppler. Küçücük 116 sayfalı bir kitap. Kitabı okurken etrafımdakilere aldırmadan epeyce sesli güldüm 🙂

Andreas Doppler: Bir başarı abidesi! İki çocuklu başarılı bir aile babası; başarılı bir tadilattan geçmiş güzel bir evi ve çok başarılı olduğu iyi bir işi var. Bir gün ormanda dolaşırken bisikletten düşüyor. Otların arasında yarı baygın bir halde uzanırken, uzun zamandır hissetmediği bir huzur doluyor içine….

Birkaç gün sonra işini, evini ve ailesini terk edip ormana taşınıyor. Doğa güzel, karanlık ve derin; ayrıca Bongo var….     (Tanıtım Bülteninden)

Arka kapak yazısını okuyunca, sürekli öğüt veren kişisel gelişim kitaplarından mı acaba diyorsunuz ama asla değil.

Doppler, başarılı bir adam olmaktan, en iyi, en güzel olma kaygısından yoruluyor. Evinden 2 km uzaklıktaki ormana kaçıyor. Çadır kuruyor ve sadece hayatta kalmaya çalışıyor.

Ormanda topladığı meyve ve bitkilerle besleniyor. Havaların soğumasıyla orman meyveleri tükenince anne geyiği avlıyor.  Doppler’den ayrılmayan yavrusunu (Bongo’yu) çadırına alıyor ve onunla yaşamaya başlıyor.

Yaşamı için vazgeçilmezi olan yağsız süt içme krizine girince, geyik etiyle süt takası yapmaya başlıyor. Fark ediyor ki takas ekonomisiyle de insan hayatını sürdürebiliyor.

Yiyecek çalmaya gittiği evin sahibi Düsseldorf ile arkadaşlık kuruyor. Düsseldorf, bir Nazi subayının oğlu. Karısı bir süre önce ölmüş, yalnız yaşıyor. Babasını tanımıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında Arden baskınında kaybettiği babasının anısına, baskının yapıldığı ve babasının öldüğü anın maketini yapmakla vakit geçiriyor. Yanan arabalar, bombaların tahrip ettiği binalar, ölen insanlar….

Doppler tam yollarda okunacak bir kitap. Küçük hacimli, keyifli. Ben dolmuş seyahatlerimde okudum…..

 

 

Doludizgin Bir Yaşam; Romain Gary (Emile Ajar), Dominique Bona

Romain GaryRomain Gary’i Onca Yoksulluk Varken kitabı ile tanıdım. Yazar, Emile Ajar takma adı ile yazmış romanı. Beni en çok etkileyen kitaplardan biridir Onca Yoksulluk Varken.

Kitaptan sonra Yazar hakkında kısa bir araştırma yapmıştım. İlginç bir hayatı olmuş Romain Gary’nin. Bu kitapla da Yazarın hayatını oldukça detaylı öğreniyorsunuz, hem de kitabın sonuna kadar hiç sıkılmadan.

Yoksul Yahudi bir annenin oğlu olarak dünyaya gelmiş Romain. Babasını tanımıyor, babası onları çok küçükken terk etmiş. Çalışkan, içinde bulunduğu zorluklardan asla yılmayan, oğlu için çok büyük hayalleri olan bir anne yetiştirir onu.  Romain’in hayatını büyük ölçüde yönlendiren bir anne. Annesi onu “günün birinde çok ünlü biri olacaksın, bütün dünya seni tanıyacak” diyerek yetiştirir.

Lise yıllarında sporda ülke çapında birincilikler alır, ikinci dünya savaşında savaş pilotu olarak görev alır. Savaş sonrasında değişik ülkelerde üst düzey diplomatlık yapar ve tüm bunları yaparken sürekli yazar. Yazdığı romanlar çoğu zaman eleştirmenleri ikiye böler. Ya çok beğenilir ya da yerin dibine batırılır.

İlk evliliğini güçlü karaktere sahip bir gazeteci ile yapar. Daha sonra ünlü Hollywood yıldızı Jean Seberg ile fırtınalı bir aşk yaşar ve ikinci evliliğini yapar. Bu evlilikten hayattaki en büyük amacı olan oğlu Diego dünyaya gelir.

Jean intihar eder ve bu olay  Romain’i derinden yaralar. Onu yakından tanıyanlar, Romain’in Jean’ın ölümünden sonra kendisini toparlayamadığını belirtir.

Bir yazarın sadece bir kez alabildiği Goncourt Ödülünü, kendi adıyla yazdığı Cennetin Kökleri romanıyla ve Emile Ajar adıyla yazdığı Onca Yoksulluk Varken romanıyla iki defa alır. Bu durum yazın dünyasında büyük bir skandal yaratır.

Romain, hayatı boyunca bir çok defa intihara teşebbüs eder ve sonunda kendini silahıyla vurarak öldürür.

Kitabın yazarı Dominique Bona, Romain Gary’in hayatını oldukça ayrıntılı anlatmış bu kitapta. Ciddi bir araştırma sonucunda yazılan kitap, Academie Française Biyografi Büyük Ödülünü kazanmış.

Yazarın meraklıları için güzel bir biyografi kitabı.

Boğa burcundan olup hem toprak hem de ateş grubundan olan Gary derinlemesine kararlıdır, işleri düzenlemeyi sevmiş, yazgısını yönetmeyi bilmiş bir adamdır, aynı zamanda düşlemlerle yanmış bir adam. Wilno’nun göçmen çocuğu, onun için şan ve şeref düşleri kurmuş olan annesi için, uzun bir yol aşmış ve Fransız Akademisinde yer almaya davet edilecek denli ünlü bir Fransız yazarı olma başarısını kazanmış.” Kitaptan, Sayfa 418 

Unutmak Üzerine Yazılmış Bir Roman, Gömülü Dev, Kazuo Ishiguro

Gömülü DevHepimizin hayatında acı tatlı anılar vardır. Bazen hatta çoğunlukla kayıplarımızdan, yaptığımız yanlış seçimlerin sonuçlarından, hatalarımızdan kaynaklanan acı anılarımızı unutarak hafifletmek isteriz. Sağlık sorunları olmadıkça bizi derinden etkileyen yaşantılarımızı unutmak zordur.

Geçmişi unutmak edebiyat dünyasının en sevdiği konulardan biri.

Kitap, Dişi Ejderha Quaring’in nefesi ile geçmişteki tüm anılarını yitiren insanları anlatıyor. Geçmişi tümüyle unutmak iyi midir gerçekten?

Geçmişte korkunç savaşlar yapmış Briton ve Sakson halkı uzun süredir barış içinde yaşıyorlar. Nedeni ise ejderhanın nefesinin her şeyi unutturması.

Kahramanlarımız;

  • Yüzünü bile hatırlamadıkları oğullarının, kendilerini bir köyde beklediğini düşünen Britonlu yaşlı karı koca Axl ve Beatrice. Oğullarını bulmak için tehlikeli ve yorucu bir yolculuğa çıkmaya karar veriyorlar.
  • Kralı tarafından ejderhayı öldürmekle görevli Savaşçı Winstan. Ejderhanın nefesi onu etkilemediği için geçmişte yaşanan tüm kanlı savaşları hatırlıyor.
  • Bir yaratık tarafından ısırılan ve halkı tarafından ölüme terk edilen öksüz ve yetim oğlan Edwin. Edwin, halkının elinden Savaşçı tarafından kurtarılıyor.
  • Ve Kral Arthur’un yeğeni olan şaşkın şövalye Sir Gawain.

Uzun ve yorucu yolculukta kahramanlarımızın yolları pek çok defa kesişiyor.

Axl ile Beatrice, unutmak isteyecekleri olaylar yaşamışlar mıdır geçmişte?

“Merak ediyorum prensesim. Acaba sis hatıralarımızı bizden çalmasa sevgimiz yıllar içinde bu kadar güçlenebilir miydi? Belki eski yaraların kapanmasına sis izin verdi.”

“Axl’la ben, şekli ne olursa olsun birlikte yaşadığımız hayatı hatırlamak istiyoruz, çünkü o bizim bağrımıza bastığımız bir şey.“

Romanda kayıkçının hikayesi de dikkat çekiyor. Kayıkçı, karşı kıyıya geçirdiğinde, unuttuklarını hatırlamaları sonrasında birbirlerini hala seviyorlarsa beraber olabileceklerini söyler eşlere ve sorar, geçmek istiyor musunuz?

“Bir çift birbirlerine sevgiyle bağlı olduğunu iddia eder, oysa biz kayıkçılar sevgi yerine hınç, öfke hatta nefret görürüz bazen. Ya da koskoca bir çoraklık. Bazen sadece ve sadece bir yalnızlık korkusu. Yıllara göğüs germiş kalıcı sevgiyi pek nadiren görürüz.”

Yazarın ‘Beni Asla Bırakma’ romanını çok beğenip almıştım bu romanı. Konusu ilginç olmasına karşın bana aynı keyfi vermedi bu kitap.

Okunması yorucu, ağır bir kitap.

 

 

Bekleyişin Öyküsü, Acı, Marguerite Duras

AcıMarguerite Duras’ ı ilk defa okudum. Benim için yeni olan yazarları tanımayı seviyorum. Edebiyat türleri içerisinde okumayı en çok sevdiğim tür romandır. Bu kitabı,  roman formatında olmadığı halde alıp okumak istemiştim. Hayal kırıklığına uğramadım.

İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan Paris İşgali’nde Nazi subayları, dönemin en ünlü sanatçı ve düşünürlerinin mesken tuttuğu bu kentteki Yahudilerin izini sürüp onları toplama kamplarına gönderir. Aralarında Marguerite Duras ve François Mitterand’ın da olduğu Direnişçiler, Yahudilerin öldürülmesini engellemeye çalışırlar. Ancak günün birinde Nazi subayları Duras’ın eşi Robert Antelme’yi de tutuklayıp toplama kampına gönderirler. Eşinin nerede olduğunu öğrenmeye çalışan Duras, çareyi eşini yakalayan Nazi subayı ile yakınlık kurmakta bulur.’ (Tanıtım Bülteninden)

İkinci dünya savaşı ile ilgili romanlarda daha çok savaş esnasında yaşananlar anlatılır. Bu kitap, savaşın sona ermesinden sonraki dönemi anlatıyor. Çaresizlik içinde bilinmeyeni beklemek. Naziler yenilgiden sonra toplama kamplarında yaşananların bilinmemesi için tutsakları kurşuna diziyorlar. Yazarın kocası kurtulanlar arasında mıdır, öldürülenler arasında mı. Yazar bu acısını, bekleyiş sırasında yaptıklarını ve hissettiklerini günlüğüne yazarak hafifletmeye çalışıyor.

En küçük bir bilgi kırıntısı için verilen uğraşlar, alacağı en kötü habere alışma çabaları……

Okunmaya değer bir kitap. Küçük hacimli, 173 sayfalık bir kitap ama okunduktan sonra insanda bıraktığı izler büyük.

 

 

Küçük Jeanette Anlatıyor, Tek Meyve Portakal Değildir, Jeanette Winterson,

Tek Meyve Portakal DeğildirYine Sel Yayınları…. Yine biyografik bir roman…..

Yeni yazarlar tanımayı seviyorum. Yazarın ilk okuduğum romanı Tek Meyve Portakal Değildir. Çok beğendim tarzını. Vişnenin Cinsiyeti kitabını da aldım arkasından.

Jeanette, henüz bir yaşındayken, son derece bağnaz ve katı kuralları olan Pentekostal cemaatine bağlı bir aile tarafından, misyoner olarak yetiştirilmek üzere evlat ediniliyor. Hayattaki tek amacı ve uğraşısı cemaatin gerekleri olan baskıcı, gaddar ve dindar bir anne ile silik, etliye sütlüye karışmayan, kendi halinde bir baba tarafından dini kurallara uygun yetiştiriliyor Jeanette.

Jeanette, okumayı küçük yaşlarda öğreniyor. Çok seviyor okumayı. Tabi ki okuyabildiği metinler sadece İncil’den alınma metinler olur. Eğitimini annesi üstlenmiştir çünkü. Annesi Jeanette’i kanun zoruyla okula gönderiyor. Okulda iyi şeylerin öğretilmediğine inanıyor çünkü. O güne kadar kızını cemaatine ve İncil’e göre yetiştirmiştir.

Okulda her zaman diğer arkadaşlarından farklı olur Jeanette. Yazdığı kompozisyonlarda, yaptığı resimlerde kullandığı tema hep İncil’den alınmadır. Küçük bir çocuğa uygun olmayan karamsar temalardır hep yaptıkları. Tüm gayretine rağmen bir türlü yaptıklarını öğretmenlerine beğendiremez. Öğretmeni annesine mektupla bildirir bu durumu ama beklenenin tersine annesi bundan daha çok memnun olur.

İlk gençlik yıllarında annesi Jeanette’in erkeklerle ilgilenmediğini fark eder.  Sık sık kiliseden bir kıza gitmesi dikkatini çeker.  Jeanette, Melanie’ye  aşık olmuştur. Annesinin bunu anlamasıyla zor günler başlar. Annesi hemen kilisenin rahibine danışır. Karar verilmiştir. Jeanette’nin içine cin girmiştir. Ve Jeanette’in hayatından bezdirecek cin çıkarma seansları başlar. Annesi öncelikle Jeanette’yi  iki güne yakın aç susuz odada kilitli tutar. Sonra saatlerce sürecek  ikna-tehdit seansları başlar.

Jeanette ikna olup nedamet getirecek midir?

Yazarın kendi yaşamını anlattığı roman, sanki gerçek yaşamı değil de bir masal kahramanını anlatıyor gibi.  Yaşadıklarını, kişileri yargılamadan, iyi, kötü demeden anlatmış.

Tüm katı koşullara rağmen, yazarın kendi değerlerini nasıl oluşturabilmeyi başardığını okuyacaksınız romanda.

 

 

 

 

 

Çocuk Gözüyle 2. Dünya Savaşı Romanı, Güneş İmparatorluğu, J. G. Ballard

Yine Sel Yayınları… Bir yarı biyografik roman: Güneş İmparatorluğu,

Güneş Ä°mparatorluğuİkinci dünya savaşına ilişkin pek çok roman okudum, film izledim. Genelde Dünya savaşına yaptıkları vahşet ile damgasını vuran Nazilere ilişkin eserler bunlar. Ama Çin ve Japonya’nın dünya savaşına katılımına ilişkin çok roman okumamıştım. Bu nedenle beni çok etkiledi sanırım bu roman.

Bir de romanda savaşın kazananı yok. Mutlak iyi ve kötü de yok. Savaşın her taraf için can yakıcılığı öyle güzel anlatılmış ki. Olayların gerçekten yaşanmış olması da ayrıca etkiliyor zaten insanı.

Uzun süre savaşın dışında kalan Şanghay’daki yabancılar kolonisi, Japonya’nın Pearl Harbor saldırısıyla birlikte kendini şiddet döngüsünün ortasında bulur. Gösterişli bir malikânede yaşamaya alışkın küçük Jim, savaşın kaosu içinde anne ve babasından ayrı düşer. Önce işgal altındaki Şanghay sokaklarında, sonra da kentin dışındaki toplama kampında yaşamını sürdürmeye çalışır. Uçaklara meraklı ve Japon askerlerine hayran olan Jim, savaş koşullarında hayatta kalabilecek ve ailesine kavuşabilecek midir?

İlk başta her şeyi bir oyun gibi gören ama giderek masumiyetini kaybeden Jim aracılığıyla Ballard, savaşın korkunçluğunu, ölümün ve vahşetin sıradanlığını, teslimiyet ile yaşama tutunma arasındaki çizgiyi ustalıkla satırlara döküyor.'(Tanıtım Bülteninden)

Japon baskını sonrasında yaşanan büyük kargaşada anne ve babasını kaybeden küçük Jim önce şaşkınlık yaşıyor. Sokaklarda dolaşıyor. Evine gidiyor. Kendi evleri dahil tüm evler boşaltılmış. Önce bunu bir oyun gibi görüyor, daha önce evde yapmasına izin verilmeyen şeyleri yapmaya başlıyor. Bisikletiyle tüm odalarda dolaşıyor örneğin.

İlk şaşkınlık geçtikten sonra açlık sorunuyla karşılaşmaya başlıyor. Sokaklarda dolaşmaya başlıyor ve daha önce çok yabancısı olduğu bir dünya ile karşılaşıyor. Yetkililere teslim olmak ve toplama kamplarına gitmek için epey uğraş veriyor. Anne babasını toplama kamplarında bulacaktır çünkü.

Bu arada Amerikalı Baisy ile tanışıyor. Baisy tam bir fırsatçıdır. Hayatta kalmak için her yol mübahtır onun için. Baisy’i kendine örnek almaya çalışıyor.

Sonunda toplama kampına gidiyor Jim. Başına gelen her olaydan ders çıkartıyor. Çevresindeki herkesin davranışlarından kendine örnek alacak bir yan buluyor. Kamptaki çoğu kişi sever jim’i, herkesin her şeyine koşturur çünkü.

3 yıl boyunca açlık, sefalet, hastalık, ölüm, yaşam savaşı ile karşılaşıyor Jim. Savaş öncesinin şımarık çocuğu değildir artık.

Kitap, Steven Spielberg tarafından 1990 yılında filme uyarlanmış. Bence muhteşem bir film olmuş. Jim oldukça inandırıcı bir şekilde canlandırılmış filmde.

Kitabın sonunda ilgimi çeken bir cümle ile bitireyim yazımı.

Jim çevresindeki memurlar, hamallar ve köylü kadınlardan oluşan insanlara bir göz attı; hepsinin ne düşündüklerini tam olarak biliyordu. Günün birinde Çin de dünyanın geri kalanını cezalandıracak, korkunç bir öç alacaktı.